Ekran AlıntısıBir süre önce sahaftan oldukça ucuza aldığım bir kitaptan beklediğimden fazla şey öğrendim. Eskiden beri Japon kültürüne olan merakım, kitabın kapağında bir Japon kılıcı resmi görür görmez almama sebep oldu. Bahsini ettiğim kitap, Amerikalı ünlü antropolog Ruth Benedict tarafından 2. Dünya savaşı döneminde kaleme alınan “Krizantem ve Kılıç” kitabıdır.

Bu gün Sosyal Antropoloji alanında önemli bir yere sahip olan bu kitap, Japonların kültürü ve toplumsal psikolojisini konu etmiş. Çalışmanın bütçesini karşılayan ABD, aslında çok ta sosyal bilimlere katkıda bulunmak için yapmıyor. 2. Dünya savaşının en çetin yılları, ABD ile Japonlar arasındaki savaşın dozajı gittikçe yükseliyor. Amerikalılar, kendileri ile savaşan Japonların toplumsal psikolojilerini çözmek ve şayet Japonlara karşı orantısız bir güç kullanarak savaşı kazanma durumu olursa, Japonlar bunu ne kadar surede unutur ve tekrar Amerikalılar ile dost olurlar. Bu bir bakıma Japonların toplumsal hafızasını ölçmek demekti. Akabinde yaşanan Hiroşima ve Nagasaki felaketlerinin Japonların toplumsal hafızasında nasıl bir iz bıraktığını hepimiz biliyoruz.

Japonlar kadar olmasa da Kürtlerin de güçlü bir toplumsal hafızaya sahip olduğunu trajik bir olay ile şahit odum. 2011 yılının Mart ayında bir konferans münasebeti ile gittiğim Güney Kürdistan’da Kerkük’ten Süleymaniye’ye doğru bir yolcu otobüsü ile gidiyorduk. Yanımda aslen İranlı fakat Süleymaniye’de oturan bir Kürt arkadaş vardı. Süleymaniye yakınlarında bir Peşmerge kontrol noktasında otobüsümüz durduruldu. Ön kapıdan binen bir Peşmerge herkesin duyacağı bir ses tonuyla: “Arap var mı” diye sordu. Kimseden ses çıkmayınca herhalde emin olmak için göz ucuyla yolcu koltuklarını sağlı-sollu kontrol ederek arakaya doğru yürüdü. Hemen çaprazımda oturan iki gence kimliklerine baktıktan sonra aşağı inmelerini istedi. Yanımdaki arkadaşıma bunun sebebini sorunca şu ilginç ifadeleri kullandı:

-Burada Arapların yoğunlukta olduğu bölgeden Kürt illerine geçişleri Peşmerge sık kontrollerden geçiriyor.

–  Neden peki?

-Enfal döneminde sadece şu Süleymaniye ovasında binlerce Kürt katledildi. Yüzlerce köy, komşuları olan buradaki Araplar tarafından yağmalandı. O zamandan beri Kürtler bir daha buradaki Araplara itimat etmedi.  O yüzden buradaki Kürtlerin bu trajediyi unutup tekrar eskisi gibi yaşamalarını kimse beklememeli.

Bu olaydan iki sene sonra bölgede yaşanan İŞİD vahşeti, hem o Peşmerge’nin davranışını hem de bunu söyleyen arkadaşımı doğruladı.

Güney Kürdistan’dan Kuzeye sınırın bu hemen bu tarafında bulunun Sılopi ve Cizre’de yaşananlarda, belki de Kürtlerin toplumsal hafızalarından hiç silinmeyecek türden. 1 Haziran seçimlerinden sonra başlayıp 1 Kasım seçimlerinden sonra iyice şiddetlenen bir savaş var Kürt illerinde. Cizre ve Sur gibi yerlerde kendisine karşı açılan hendeklerin üzerine büyük bir öfke ile giden devlet, şimdiye kadar sayısız savaş suçu işledi. Kimi yerlerde bir aya yakın süren sokağa çıkma yasakları ise, 4.000 den fazla köyün yakıldığı 90’lardan bile daha derin bir iz bıraktı Kürtlerde. İnsanların kendi evinin sokağında elinde beyaz bayraklar ile yürümek zorunda kaldığı, çoğu zaman buna bile müsaade edilmediği bir savaş. cizreSokağın başında kazılan hendeğin ötesine geçememenin öfkesiyle orantısı bir güç kullanan devlet, aslında yıllarca kapanmayacak derin hendekler kazdı Kürtlerin toplumsal hafızalarında.

Bu hendeklerden bir kaçı:

Cizre’de ekmek almak için çıktığında kafasından vurulan ve cesedi 3 gün sokakta kalan 70 yaşındaki Mehmet Erdoğan

Cizre’de hayatını kaybeden defin edilemediği için 4 gün derin dondurucu da bekletilen 10 yaşındaki Cemile Çağırga

Nusaybin’de sokağa çıkma yasağının olduğu bir anda dışarı çıkan ve vurulan hamile kadın Selamet Yeşilmen

Cizre’de şarapnel parçası isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden 7 çocuk annesi 57 yaşındaki Meryem Süne

Sılopi’de sokak ortasında vurulduktan sonra cesedi 7 gün boyunca alınamayan 11 çocuk annesi Taybet İnan

Sur ilçesinde çocuklarıyla kahvaltı yaparken evine gelen bir tank mermisi ile çocuklarının önünde kafası koparak can veren Melek Alpaydın

Daha bunun gibi uzun bir süre kapanmayacak derin hendekler…

Ekrem Malbat